Adana’daki Çoban Dede Parkı
25 Nisan 2019
Adana’nın Kervansarayı: Kurtkulağı
26 Nisan 2019

Aigea (Ayas-Yumurtalık), kuzeyinde M.Ö. 4. yüzyılın son çeyreğinde Büyük İskender’in Pers İmparatoru Dara’yı bugünkü,

İskenderun ile Dörtyol arasında kalan ovada yenmesinden sonra Büyük İskender’in halefleri olan Makedonyalı komutanlar, tarafından bir liman şehri olarak kurulmuştur.

Kente eski Yunancada “keçi” anlamına gelen AIKS sözcüğünden türetilmiş Aigeai adının verilmesi Büyük İskender’in ordusuyla Dara’ya karşı yürüyüşü sırasında bu bölgeye geldiğinde, karşısında bulduğu Pers garnizonunu geceleyin keçilerin boynuzlarına bağladıkları meşalelerle büyük bir ordunun saldırdığı izlenimini vererek buradan kaçırması ile bağlantılı olduğu bir efsane olarak İskender donemi tarih yazarları tarafından anlatılmaktadır. M.Ö. 1. Yüzyılda tarihin en parlak dönemini yaşamaya başlayan kentin adı Hellenistik dönemde basılan sikkeleri üzerinde keçi kabartması olmasının nedeni bu öyküden kaynaklanmaktadır.

Aigeai’nin tüm Akdeniz ülkelerinde tanınması ise antik dünyanın en önemli üç hastanesinden birinin burada olması ve bu tesisin içindeki sağlık tanrısı Askiepios tapınağının bu kentte bulunmasından kaynaklanmaktadır. Askiepios tapınağı ve çevresindeki hastane, kent için büyük bir gelir kaynağı olmuştur.

Kent, Roma İmparatorluk devri boyunca Anadolu’yu Suriye ye Mezopotamya’ya bağlayan anayolun üzerinde çok önemli bir donanma üssü olduğundan, birçok Roma İmparatoru, doğuya yaptıkları seferlerde buraya uğramışlardır. Kent bu nedenle, Aigeai adının yanı sıra Roma imparatorları tarafından kendisine verilen Hadriane, Kommodiane, Severiane, Aleksandrapolis ve Makrinopolis gibi onurlandırıcı adlar da taşımıştır. Böylece Aigeai Doğu Akdeniz’in en önemli limanlarından biri konumuna gelmiştir.

Hıristiyanlık dinini Roma imparatorluğunun tek ve resmi dini yapan imparator büyük Konstantin’in Askiepios tapınaklarında büyücülük yapıldığını öne sürerek tüm sağlık tanrısı tapınaklarının imha edilmesi için verdiği emir üzerine, M.S. 326 yılında Askiepios tapınağı tümüyle yıktırılarak yerine bir kilise inşa edilmiştir.

7-10 yüzyıllarda, Araplarla Bizans arasındaki savaşlarda tamamen tahrip olan kent 11 yüzyıldan itibaren Ayaş adıyla piskoposluk merkezi oldu Bu dönemde de Akdeniz’in ünlü bir ticaret limanı olma özelliğini sürdüren Ayaş’ta biri karada bir de limandaki adada olmak üzere iki kale inşa edildi 1201’de Cenovalılar 1261’de de Venedikliler Ayaş’ta ticari koloni kurma ayrıcalığını elde ettiler.

Kentin asıl gelir kaynağı olan deniz ticaretini ellerinde tutan Venedikliler, kenti Lajazzo olarak adlandırmaktaydılar. 1268 yılında kenti ziyaret eden Marko Polo, limanın Venedikli ve Cenovalı tüccarlarla dolu olduğundan ve bunların ipek, yün, hububat ve baharat ticareti yaptıklarından bahsetmektedir. Marko Polo 1271 yılında da Çin’den dönüşünde ikinci kez kenti ziyaret eder. Venedikli’ye Cenovalı tüccarlar buradan Kilikya içlerine kadar uzanan ticari geziler yapmaktaydı ve kendilerine asıl birer İane kiliseleri vardı.

Sonraları bir çok defa Ayas kenti, Memluklular, Venedikliler ve Cenovalılar arasında el değiştirmiştir. 1374 yılında Ayas Ermeni Krallığının elinden Memlukların eline geçmiş sonra da 1517 yılında Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi ile de Osmanlı İmparatorluğu egemenliği altına girmiştir.

Kanuni Sultan Süleyman döneminde, kentin tüm surları onarmış Ayas’ın batı tarafında günümüzde “Süleyman Kulesi” adı verilen küçük bir kule yaptırmıştır.Yazıdan ebcet hesabı ile kulenin inşa tarihinin H. 943 olduğu ve bu tarihte Miladi takvime göre 1536’ya rastlamaktadır.

İlginizi Çekebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir